HABERLER
Müzelerin Gözden Irak Hazineleri
Müzelerin Gözden Irak Hazineleri
Molly Oldfield’ın “The Secret Museum” adlı kitabı müzelerin sergi alanına çıkaramayacakları kadar narin, değerli ya da tuhaf parçaları gözler önüne seriyor.


Trafalgar Muharebesi’nden bir bayrak, Ulusal Denizcilik Müzesi, GreenwichBu bayrak tarihin büyük önem taşıyan anlarında dalgalandırılmış—Trafalgar Muharebesi’nde Nelson’ın yönettiği İngiliz filosuna karşı savaşan İspanyol savaş gemisi San Ildefonso’nın kıç tarafında ve Nelson’ın 9 Ocak 1806’daki cenaze töreni sırasında St. Paul Katedrali’nin çatısında.

Bayrak, Nelson’ın cenazesinden sonra bir asır süresince katedralde kalmış. Halen Greenwich’teki Ulusal Denizcilik Müzesi’nin mülkiyetinde. Çok narin olduğu ve asılacak yer bulunamadığı için müze deposunda tutuluyor. Müzenin koleksiyonundaki en büyük bayrak—14 metre uzunluğunda ve 14,5 metre yüksekliğinde. Katlanmış ve kumaşa sarılmış olarak bir dolabın en alt rafındaki uzun bir karton kutuda muhafaza ediliyor.

Bayrak, yünden üretilmiş ve kaba bir dokuya sahip. Ortasında Kastilya ve Leon arması bulunuyor, göndere bakan kenarında ise geminin mürekkeple yazılmış ismi görülüyor: San Ildefonso. Üzerinde vurulma kaynaklı gedikler var; kenarlarıysa dalgalanma sırasında rüzgarın etkilerine bağlı olarak eprimiş. Daha sonraları, muhtemelen St. Paul Katedrali’nde asılı olduğu vakitlerde ganimet avcıları bıçak ya da makas marifetiyle bayrağın sol kenarında büyük oyuklar açmış.


Harrison Schmitt'in Uzay Giysisi, Smithsonian Ulusal Hava ve Uzay Müzesi Depolama Tesisleri, Suitland, Maryland, ABDUzay giysisi depolama tesisleri, metal ranzalarda yüzlerce başsız gövdenin uzandığı soğuk, dar bir oda. Her bir gövdenin üzeri sanki bir morgdaymışçasına örtüyle kapatılmış. Her bir giysi onu giyen astronotun adıyla anılıyor, dört-beş katlı ranzalara sırtüstü yatırılmış mankenler üzerinde sergileniyor.

Bir örtüyü çekip gövdelerden birinin üzerini açıyorum. Apollo 17’den, ayda yürüyüş yapan tek bilimadamı Harrison H “Jack” Schmitt’in uzay giysisi bu. Giysinin özellikle diz bölümü gri tozla kaplı. Küle benziyor ama aytozu. Bu aytozu, söz konusu giysinin sergilenmemesinin de müsebbibi. 

Schmitt, Aralık 1972’de üç günlüğüne ayda kalmıştı. Ay yüzeyindeki gezisi sırasında ya düşmüş yahut ayla diğer bütün Apollo astronotlarından daha sık temas etti. Uzay elbisesi taş toplarken emeklediği ya da düştüğü ve doğrulmak için yere abandığı sırada fazlasıyla kirlenmişti. Apollo astronotlarının kullandığı uzay giysilerinin çoğu yeryüzüne geri dönüldüğünde kuru temizlemeden geçirilmiş, ama Schmitt’inkine dokunulmamış. Giysi, şu ana kadar kendisine ve üzerindeki toza zarar gelmeksizin sergilemenin bir yolu bulunamadığı için müzede sergilenemeyecek kadar değerli.

Elmas Sutra, İngiliz Kütüphanesi, Londra


Son sayfasında basıldığı tarihin mührünü taşıyor: MS 688. Bu tarih, dünyanın en eski basılı eseri olduğunu işaret etmesi nedeniyle bu eseri bir dünya hazinesi haline getiriyor. Elmas Sutra, Buda’nın çömezlerinden Subhuti’ye verdiği bir derstir. Bildiğimiz anlamda bir kitap değildir bu: Rulo açıldığında uzunluğu yaklaşık beş metreyi bulur.

İlk sayfa ya da kapak sayfasında (resimli) Buddha’yı bir bahçede Elmas Sutra’yı Subhuti’ye verirken gösteren karmaşık bir tasvir yer alır. Çin’in kuzeydoğusundaki Dunhuang yakınlarında diğer binlerce Budist metin, heykel ve resmin bulunduğu “Bin Buda Mağaraları”nın parçası olan bir mağarada bulunmuştur.

Kimse bu eserlerin mağaralara neden konulduğunu bilmese de bir ihtimal bu Budist sanat eserlerinin artık yerel tapınaklarda kullanılabilecek yeterli kaliteyi taşımaktan uzak kaldığı düşünülmüş olabilir. Dini parçalar olmaları nedeniyle bir kenara atılamadıkları için mağaralara saklanmış olabilirler.

Elmas Sutra, zaman zaman sergilenebilise de uzun süre açıkta kalamıyor. Kağıt hassas bir malzeme olduğu ve ışıktan olumsuz etkilendiği için, olası bir yangın durumunda su yerine gaz püskürtülen özel bir mahzende, ahşap bir kutuda korunuyor.

Cam denizanası, Karşılaştırmalı Zooloji Müzesi, Harvard Üniversitesi, Massachusetts, ABD


Karşılaştırmalı Zooloji Müzesi’ndeki 21 milyon tür arasında, o da nadiren sergilenecek parçalardan biri baba-oğul cam ustaları Leopold ve Rudolf Blaschka’nın 1886-1936 arasında yaptıkları ve zarif deniz canlılarını tasvir eden 430 modelden oluşan bir koleksiyon. Küratörle birlikte yaşadıkları oda boyunca yürürken yüzlerce dokunaç ve iğne adımlarımızın etkisiyle zamanda şıngırdıyor. Eğer müzenin açık alanlarında, insan trafiğinin çok fazla olduğu bir bölümde olsalardı parçalara ayrılabilirlerdi.

Bohemyalı cam ustaları Blaschkalar binlerce camdan yaratık üretmişti. Harvard Botanik Müzesi’nin ilk direktörü George Goodale baba-oğulu özel bir sözleşmeyle 4 binden fazla bitki modeli yapmak üzere işe almıştı. Bu bitkilerden, deniz canlılarından daha sağlam olan 3 bin 200’ü sergileniyor ve müzedeki en ilgi çeken sergilerden biri olma özelliğini taşıyor. Parçalardan sergilenmek üzere New York’a götürülen 25’i sergi alanına küratörlerin bu eserler için bulduğu en sorunsuz taşıma biçimi olarak bir cenaze arabasıyla taşınmıştı.

Newton’ın elma ağacından bir parça, Kraliyet Cemiyeti, Londra


Hemen herkes Isaac Newton’un yerçekimini ilk kez hangi vesileyle tanımladığının hikâyesini az çok duymuştur: Altında oturduğu ağaçtan bir elma düşmüş ve başından sekmişti. Newton’ın meşhur elma ağacı bir zamanlar Lincolnshire’daki çocukluk evi Woolsthorpe Malikanesi’nin bahçesinde duruyordu.

Esin kaynağı ağaç 1800’de ortadan kaybolsa da Woolsthorpe’un sahibi bazı parçalarını saklamış. İki parça, aynı ağaçtan yapılmış iki cetvel ve bir prizmayla birlikte Kraliyet Cemiyeti’nin Londra merkezindeki serin bodrumundaki rafta muhafaza ediliyor. Parçalardan biri 2010’da Uzay Mekiği Atlantis’le birlikte uzaya çıkmış olması nedeniyle küçük pembe bir plastik torbada duruyor.

Elma ağacının parçası yerçekimsiz ortamı yaşaması amacıyla uzaya çıkarılmıştı. Ayrıca uzay istasyonunda gerçek bir elmanın düşürülmesi ve yerçekimine maruz kalıp kalmayacağının filme alınması da planlanıyordu. Ancak deney yapılamadı çünkü durumdan haberdar olmayan bir astronot ortalık yerde gördüğü elmayı mideye indirivermişti. Sonuçta bir armutla idare etmek zorunda kaldılar.

Kraliçe Victoria’nın dişçisine ait aletler, İngiliz Diş Hekimleri Birliği Müzesi, Londra


Sir Edwin Saunders (1814-1901) kırk yıl boyunca kraliyet ailesinin dişlerine göz kulak olmuştu ve bu işi layığınca yapmış olmalı ki şövalyelik unvanıyla taltif edilen ilk dişçi sıfatını kazanmıştı (1883’te). Kraliçe Victoria’nın dişlerinde kullandığı aletler özel mülkiyette. Ancak, ben bir başka kraliyet ailesi mensubu, Galler Prensi’nin (merhum Edward VII) diş tedavisi için kullandığı bir alet kutusunun içine baktım.Kutu müzenin üst kata yerleştiremediği binlerce başka şeyle çevrili—yapma dişle dolu çekmeceler, aygıtlar, diş fırçaları, dişçi koltukları ve diş ağrısı çekenlerin koruyucu azizesi Saint Apollonia’nın heykelleri…Kutunun kapağında kabartma olarak Galler Prensi’nin arması yer alıyor. İçinde kırmızı kadifeden bir yatak üzerinde bir dizi alet yer alıyor. Aletler sedef tutamaklı; dördünün metal arkalıkları, birinde ise kraliyet arması var.  Sir Edwin bu dekoratif nitelikli aletleri gösteriş için bulunduruyordu. İşe koyulduğunda bu bölümü yukarı kaldırıp alttaki epey daha az gösterişli alet takımını ortaya çıkarıyordu.

Molly Oldfield’ın “The Secret Museum” adlı kitabından alınmıştır.(Telegraph)